Portekizli yazar ve Nobel Edebiyat Ödülü sahibi José Saramago, son dönem eserlerinden biri olan “Kabil” ile okuyucuyu yine sorgulayıcı ve çarpıcı bir anlatı dünyasına davet ediyor.
Kitap, Kabil ile Habil’in bilindik öyküsünü merkeze alsa da Saramago’nun tipik ironik ve eleştirel üslubuyla bambaşka bir boyuta taşınıyor.
Peki, bu roman edebi ve teknik açılardan nasıl bir değerlendirmeyi hak ediyor?
Edebi Bir Alegori Olarak “Kabil”
Saramago, eserlerinde mitleri ve dini anlatıları yeniden yorumlamaktan çekinmeyen bir yazar. “Kabil” de bu geleneği sürdüren bir roman.
Yazar, İncil’in Tekvin (Genesis) bölümüne dayanan anlatıyı ele alırken, Kabil’in Habil’i öldürmesiyle başlayan olaylar zincirini tamamen farklı bir bağlamda işliyor.
Tanrı’nın adaletini ve insanın kaderini sorgulayan roman, klasik mitleri tersyüz eden güçlü bir edebi metin olarak karşımıza çıkıyor.
Saramago’nun dili, her zamanki gibi ironik ve sert. Yazar, Tanrı ve peygamberler hakkındaki söylemlerini hicivle yoğurarak, okuyucuya alışılmışın dışında bir dini eleştiri sunuyor.
Roman boyunca Kabil, zaman içinde farklı dönemlere yolculuk yaparak çeşitli kutsal anlatılarla karşı karşıya kalıyor ve adeta tarih boyunca süregelen adaletsizliklere şahit oluyor. Bu zaman yolculuğu, anlatıyı lineer bir akıştan çıkarıp, postmodern bir yapı kazandırıyor.
Bu yönüyle “Kabil”, klasik tarihsel kurgu eserlerinden farklı bir yapıya sahip…
Geleneksel tarihsel romanlar belirli bir dönemi temel alarak karakterlerin o zaman dilimi içindeki olaylarını anlatırken, Saramago’nun romanı zaman içinde sıçramalar yaparak tarih boyunca süregelen dinsel ve etik meseleleri sorguluyor.
Teknik Açıdan Romanın Yapısı ve Üslubu
Saramago’nun üslubu her zaman olduğu gibi “Kabil”de de kendine özgü. Uzun cümleleri, alışılmış noktalama işaretlerinden kaçınması ve diyalogları kesintisiz bir akış içinde vermesi, okuru başta zorlayabilir. Ancak bu teknik, romanın ritmini ve Saramago’nun anlatısına özgü şiirselliği yaratmada önemli bir rol oynuyor.
Romanın anlatıcısı, klasik üçüncü tekil şahıs anlatıcıdan farklı olarak, zaman zaman ironik ve müdahaleci bir tavır sergiliyor. Bu anlatıcı, hikâyeye dair yorumlar yaparak okuyucuyu düşündürmeye yönlendiriyor. Aynı zamanda karakterlerin düşünceleri ve diyalogları arasında keskin geçişler yaparak, hikâyenin dinamik ve akıcı kalmasını sağlıyor.
Romanın bir diğer teknik özelliği, mitolojik ve dini metinleri yeniden yorumlayarak, onları tamamen farklı bir anlatı çerçevesine yerleştirmesidir.
Tarihsel romanlarda genellikle yazarlar, belirli bir dönemi ve gerçekçi karakterleri detaylı betimlemelerle sunarken, Saramago’nun anlatısı tarih ile mitoloji arasındaki sınırları bulanıklaştırıyor. Böylece roman, tarihin objektif bir kayıt olmadığını, aksine yorumlarla şekillenen bir anlatı olduğunu vurguluyor.
Saramago’nun “Tanrı” Algısı Üzerine Bir Okuma
Saramago, “Kabil”de Tanrı kavramını sorgulayıcı bir perspektifle ele alıyor. Roman boyunca Tanrı, cezalandırıcı, kayıtsız ve zaman zaman acımasız bir figür olarak çiziliyor. Kabil’in sürekli olarak Tanrı’nın adalet anlayışını sorgulaması, aslında yazarın Tanrı ve din olgusuna karşı eleştirel yaklaşımını yansıtıyor.
Bu eleştirel bakış açısı, Saramago’nun genel dünya görüşüyle de uyumlu. Yazar, daha önce kaleme aldığı “İsa’ya Göre İncil” adlı romanında da benzer bir dini sorgulama ortaya koymuştu. “Kabil” ise bu sorgulamanın devamı niteliğinde, ancak daha kısa ve yoğun bir anlatıya sahip.
Tanrı ve insan arasındaki ilişkiye dair bu eleştiriler, Saramago’nun felsefi eğilimleriyle de doğrudan bağlantılı. Yazar, determinist bir bakış açısıyla insanın özgür iradesini ve ilahi adaleti sorgularken, tarih boyunca süregelen dinsel anlatıların nasıl şekillendiğine de dikkat çekiyor.
“Kabil”in tarihi bağlamda yeniden yazımı, yalnızca teolojik bir eleştiri sunmakla kalmayıp, aynı zamanda dinin ve mitlerin toplumsal yapılar üzerindeki etkisini de gözler önüne seriyor.
Tarihsel Kurgu ve Mitlerin Yeniden Yorumlanması
Saramago’nun “Kabil”i, tarihsel kurgunun farklı bir biçimini temsil ediyor. Geleneksel tarihsel romanlarda yazarlar, genellikle belirli bir tarihsel bağlamı koruyarak anlatıyı sürdürürken, Saramago bunu bilinçli olarak ihlal ediyor.
Roman, tarihsel olayları doğrusal bir biçimde sunmaktan çok, onları yeniden yazıyor ve alternatif tarihsel anlatılar yaratıyor.
Bu, tarihsel kurgunun genel özelliklerinden biri olan “anlatı inşası” ile doğrudan bağlantılı. Tarih, yalnızca geçmişte olup biten olayların kaydı değil, aynı zamanda bugünün bakış açısından geçmişi yorumlama biçimidir.
Saramago’nun yaptığı şey de tam olarak budur: Kabil’in mitolojik yolculuğu, tarih boyunca süregelen etik, dinsel ve toplumsal meseleleri sorgulayan bir araç hâline gelir.
Sonuç: Bir Sorgulama Metni Olarak “Kabil”
“Kabil”, yalnızca Kutsal Kitap anlatılarını farklı bir perspektiften okumak isteyenler için değil, aynı zamanda kader, adalet ve insan doğası üzerine derinlemesine düşünmek isteyenler için de etkileyici bir eser.
Saramago’nun ironik ve cesur dili, okuru rahatsız edebilir ama aynı zamanda ona yeni bir bakış açısı kazandırır.
Teknik açıdan bakıldığında, Saramago’nun özgün anlatım tarzı, romanı diğer klasik tarihsel-dini kurgu eserlerinden ayıran önemli bir özellik olarak öne çıkıyor. Roman, mitlere meydan okuyan yapısıyla, edebi bir başkaldırı niteliği taşıyor.
“Kabil”, Tanrı’nın insana biçtiği rolü ve insanın kader karşısındaki çaresizliğini sorgulayan, zamansız bir metin olarak hafızalarda kalacaktır.
Aynı zamanda, tarihsel kurgu türünün sınırlarını genişleten bu roman, mitleri ve dini anlatıları yeniden yorumlayarak, okuyucuya tarih ve anlatının nasıl iç içe geçtiğini gösteriyor.
Böylece, yalnızca bir roman olarak değil, edebiyat ve tarih arasındaki ilişkiye dair önemli bir tartışma metni olarak da değerlendirilmeyi hak ediyor.