GÜNDEM

Erdoğan'dan asgari ücret açıklaması!

Abone Ol

Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında toplandı. Cumhurbaşkanlığı’nda yapılan toplantının ardından Erdoğan açıklama yaptı. Erdoğan özetle şunları kaydetti: 

“TÜM SENARYOLARI YIRTIP ATMAKTAN ÇEKİNMEYİZ” 

“Terörü kaynağında yok etme stratejimizi başarıyla uyguluyoruz. Suriye’nin kuzeyinde teröristlerden temizlediğimiz bölgede huzur ve güven iklimi hakim. Tel Rıfat başta olmak üzere teröristlerin kümelendiği sınırımıza yakın alanları da inşallah eninde sonunda güvenli hâle getireceğiz. Irak sahasında devam eden Pençe harekâtlarımız ile bölücü terör örgütünü sınırlarımızdan uzaklaştırdık. Havadan ve karadan gerçekleştirdiğimiz operasyonlarımızla teröristlerin üzerindeki baskıyı sürekli arttırıyoruz. Sınırlarımız içinde bölücü örgütü bitme noktasına getirdik. Bundan 40 sene önce milletimizin başına musallat edilen terör belasından Türkiye'yi tamamen kurtarmakta kararlıyız. Buradan bir kez daha ülkemizi terör örgütü eliyle sıkıştırmaya çalışanlara sesleniyorum: Türkiye'nin güneyinde, Suriye ve Irak’ın kuzeyinde bir terör yapılanmasına kesinlikle izin vermeyeceğiz.  

Kimin ne yaptığını, kimin kiminle iş tuttuğunu biliyoruz. Daha önce yaptığımız gibi bir gece ansızın gelerek tüm bu senaryoları yırtıp atmaktan çekinmeyiz.  

Akdeniz çanağında yer alan Türkiye aynı coğrafyayı paylaştığı diğer ülkelerle birlikte iklim krizinin can yakıcı sonuçlarını en çok hisseden ve bundan en çok mağdur olan devletlerin başında gelmektedir. İklim krizi gerçeğiyle ne kadar erken yüzleşirsek ülkemize yansımalarını da o derece hızlı kontrol altına alabiliriz.  

“İŞ BİRLİĞİMİZİ GÜÇLENDİRECEĞİZ” 

Yarın Yunanistan'a gidiyoruz, ardından 18 Aralık'ta Macaristan'a bir ziyaret gerçekleştireceğiz. Karşılıklı saygı ve ortak çıkarlar temelinde komşularımızdan başlayarak bölge ülkeleriyle iş birliğimizi güçlendireceğiz. Ülkemizin uluslararası platformlar ile ikili ilişkilerinde siyasi, diplomatik, ekonomik alanda kat ettiği her mesafe bizi Türkiye Yüzyılı'na bir adım daha yaklaştırmaktadır. Bu anlayışla hem içeride hem de küresel düzeyde belirlediğimiz hedeflere doğru yürüyüşümüzü kararlılıkla sürdürüyoruz. 

“ENFLASYONU YAVAŞ YAVAŞ KONTROL ALTINA ALIYORUZ” 

Enflasyonu yavaş yavaş kontrol altına alıyoruz. Hiçbir ekonomik, mantık ve ahlaki temeli olmayan fiyatlandırma davranışları yerini rasyonel fiyatlamalara bırakmaya başladı. Salgın ve küresel krizlerle sarsılan makro finansal istikrarı güçlendirecek adımları kararlılıkla atıyoruz. 

Yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 5,9 oranında büyüyerek OECD ülkeleri arasında en iyi performansı gösteren ülke olduk. Böylece 13 çeyrektir süren kesintisiz büyüme trendimizi 14’e çıkardık. 2023’ün ilk 9 aylık döneminde ekonomimiz yüzde 4,6’lık büyüme kaydetti. Kaliteli ve sürdürebilir büyüme hedefimizden en bir küçük sapma yoktur. 

Son verilere göre istihdam 32 milyona ulaştı. İşsizlik oranı ise yüzde 9,2'lere geriledi. Çalışan emeklilerimizde serzenişlere sebep olan sıkıntıyı da gideriyoruz. Meclisimizin onayından sonra ilk düzenlemeden istifade edemeyen 4 milyon 689 bin emeklimizin hesabına bir defaya mahsus 5'er bin lirayı süratle yatıracağız. 

“KAYIPLARINI TELAFİ EDECEK BİR ARTIŞ YAPILACAK” 

Sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarımıza her ay 450 milyon liradan 850 milyon liraya çıktı. Daha 10 ay evvel yaşadığımız ve ülkemiz ekonomisine 104 milyar ilave yük getiren deprem felaketine rağmen hiçbir insanımızı, 85 milyonun hiçbir ferdini ihmal etmiyoruz. Yılbaşında çalışanlarımızın ücretlerinde hem genel ekonomik dengeyi sarsmayacak hem de onların kayıplarını telafi edecek bir artış yapılacak. Asgari Ücret Tespit Komisyonu toplantılarına 11 Aralık’ta başlıyor. İşçilerimizin onayını alacak, işverenlerimizi yormayacak ve istihdama zarar vermeyecek bir asgari ücret seviyesi ile hedefi ile bu süreç yönetilecek. Önümüzdeki yılı dengeleri yeniden sağlamlaştırma, bir sonraki yıldan itibaren olan dönemi ise atılım süreci olarak görüyoruz.  

85 milyon olarak birliğimize, beraberliğimize, kardeşliğimize, huzurumuza sıkı sahip çıkalım, aramıza fitne fesat sokulmasına izin vermeyelim. Gerisi sadece sabır ve vakit işidir. İnşallah 2028'i siyasi, ekonomik, beşeri ve askeri bakımından bölgesi ve dünyanın sayılı güçleri arasına girmiş bir ülke olarak karşılayacağız. 

İsrail 2. Dünya Savaşı'ndan bu yana Filistin coğrafyasında uyguladığı her zulmün hesabını elbette verecektir. Bundan kurtuluş yok. Netanyahu nereye kaçar bilemiyorum. Mülteci kamplarında uyguladığı katliamlar ve Gazze’de 7 Ekim'den bu yana işlediği savaş suçları bu ülkeyi yönetenlerin yakın gelecekteki yargılanmalarında ayrı bir yere sahip olacaktır. 

“HAK ETTİKLERİ CEZALARI ÇEKECEK” 

İsrailli yöneticiler er ya da geç, insanlık mahkemesinde yargılanacak, hak ettikleri cezaları çekecek, tarihin çöplüğündeki yerlerini alacaklardır. Daha önemlisi, Netanyahu yönetimine bu cüreti veren, işlediği insanlık suçlarının üzerini örten Batılı ülkeler de aynı akıbeti paylaşacaklardır. Şayet, Amerika ve Avrupa ülkeleri İsrail'e sınırsız siyasi, askeri, ekonomik destek vermemiş olsa bu terör devletin yöneticileri böylesine pervasız ve acımasız hareket edemezdi. Esasen Batı’nın tarihi bu bakımdan oldukça karanlık, oldukça çirkin, oldukça vahşi, gaddarlık örnekleriyle doludur. Biz bunların tıynetini Bosna’dan, Makedonya’dan, Yunanistan ve Bulgaristan’dan, Çanakkale’den, Ermeni isyanlarından, Filistin’den, Irak’tan, Suriye’den, oralardaki vahşetlerinden, sinsi oyunlarından biliriz. 

Gazze'deki vahşete ortak olan Batı mayasındaki barbarlık dürtüsüyle hareket etmektedir. İsrail'e en küçük söz söyletmeyip, Gazze'de yapılanların dile getirenlerin üzerine hoyratça giden Batı yönetimleri bireysel düzlemde insan olma, kurumsal düzlemde devlet olma özelliklerini kaybetmişlerdir.  

Bölgeye huzur gelmesinin tek yolunun 1967 sınırlarında, Doğu Kudüs'ün başkent olduğu coğrafi bütünlüğe sahip, bağımsız ve egemen Filistin devletinin kurulmasından geçtiğini bir kez daha hatırlatıyoruz. 

“KENTSEL DÖNÜŞÜM KONUSU BEKA MESELESİDİR” 

6 Şubat depremlerinde 50 binden fazla insanımız yıkıntıların altında kalarak hayatını kaybetti. Rabbim deprem şehitlerimizi rahmet eylesin. Bu coğrafyada yaşamak demek deprem gerçeğiyle yüzleşmek, tehlikeyi kabullenmek ve ona göre hareket etmek demektir. Önümüzdeki tablonun bize gösterdiği tek çözüm yolu depreme dayanıklı binalar yapmaktır. Yani kentsel dönüşüm dediğimiz adım atmak ve bu adımı attık. Maalesef ülkemiz uzunca bir süre bu toprakların hakkını vermek yerine hakkına giren anlayışla yönetildiği gibi deprem tehlikesi de göz ardı edilmiştir.  

Kentsel dönüşüm yasasının çıktığı tarihten bugüne kadar hayata geçen projelerde Türkiye genelinde 480 milyar liralık yatırımla 2 milyon 200 bin bağımsız bölümün dönüşümünü tamamladık. Halihazırda ülke genelinde yaklaşık 400 bin bağımsız bölümün dönüşüm süreci devam ediyor. Türkiye’de yaklaşık 31 milyon konut ve 5 milyon ticari alandan oluşan 36 milyon bağımsız bölüm var. Bunların 6 milyonu deprem riski altındadır. 

Kentsel dönüşüm konusu Türkiye için tartışmasız beka meselesidir. Hepsinden önemlisi bu konu siyaset üstü, siyasi partiler üstü konudur. 

Maruz kaldığı onca haksız, insafsız eleştirilere rağmen TOKİ vasıtasıyla şimdiye kadar 1,3 milyon konutu tamamladık, hak sahiplerine teslim ettik. Ancak üzülerek ifade etmek isterim ki, attığımız her adımda tamamen ideolojik saiklerle hareket eden bir kesimi karşımızda bulduk. Akla hayale gelmedik bahanelerle, hatta iftiraya varan kampanyalarla projelerimize sürekli takoz oldular. 

Kanundaki boşlukları kullanarak yalan ve yanlış bilgilerle insanımızın aklını bulandırarak kentsel dönüşüm projelerimizi sabote ettiler. Maalesef bunun acısını depremin yıktığı birçok şehrimizde yaşadık.  

“KİM AKSİNİ İDDİA EDİYORSA YALANCIDIR” 

Yeni kanunla getirilen düzenlemelerle herhangi bir rant sağlama amacı veya hak sahiplerinin başka bir bölgeye gönderilmesi söz konusu değildir. Kim bunun aksini iddia ediyorsa müfteridir, yalancıdır, bu milletin iyiliğini istemiyor demektir.  

Süreci diğer şehirlerimizde yönetmek nispeten daha kolaydır. Ancak İstanbul'un da içinde yer aldığı Marmara bölgemizde yaşanacak bir felaketin, Allah korusun, tüm Türkiye'ye ağır maliyeti olacaktır. Bu gerçek karşımızdayken başka türlü hareket edemeyiz. Amacımız İstanbul'da her yıl 350 bin konut inşa ederek 5 yıl içinde acil dönüşüm gerektiren tüm binaları yenilemektir. 

İnşasına başlanan 250 bin bağımsız bölümden 46 binini yıl başından önce hak sahiplerine deprem bölgesinde teslim edeceğiz.  

2024 yılı bütçemizde depremzede şehirlerimizin yeniden inşasına 1 trilyon lira kaynak ayırdık. Deprem bölgesindeki şehirlerimizde sadece konut yapmakla kalmıyor, bu şehirlere kimliğini veren ticari alanları ve kültürel yapıları da yeniden ayağa kaldırıyoruz. 

Hiç kimsenin ülkemizi depreme hazırlamadaki en önemli aracımız olan kentsel dönüşüm projelerini yavaşlatmasına, sulandırmasına izin vermeyeceğiz. Milletimizin de siyasi istismarcılara kulak asmayacağına inanıyorum.”